Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

"3. Köprü mü, nefes mi?"

Konu, 'Güncel Haberler' kısmında Can Avşar tarafından paylaşıldı.

  1. Can Avşar

    Can Avşar Genel Yönetici

    Eki Görüntüle 11683
    Tüketim, günümüzün vazgeçilemeyen en önemli özelliklerinden. Bir zamanlar birkaç kuşağı içine alacak kadar yavaş değişimler yaşanırken, günümüz toplumlarında bir iki yılda büyük gelişmeler yaşanıyor. Hızla değişen ve küreselleşen dünyada hiç olmadığı kadar yaygın bir iletişim, etkileşim ve tüketim ağı içinde yaşıyoruz. Bu özellikle moda, müzik, sanat, sanayi ve politika gibi popüler konular için çok geçerli. Ancak, toplumların en önemli ortak konularından olmakla birlikte, doğa koruma anlayışı ve bilinci o kadar yaygın değil - hatta, çoğunlukla çevre felaketleri ile gündeme geldiği de söylenebilir. Hava kirliliğinden meydana gelen toplu ölümler, endüstriyel tesislerden sızan kimyasalların içme sularına karışması, zehirli gazların neden olduğu asit yağmurları, nükleer santral kazaları sonucu yayılan radyasyon bulutları, atmosferdeki ozon tabakasının delinmesi ve iklim değişikliği vb. çevre felaketleri dünyadaki mevcut doğal denge ve biyolojik kaynaklarımızın sınırlı olduğunu hatırlatıyor. Ancak her nedense, bu tür çevre felaketlerinden sonra gerekli önlemleri alan, çevre hukukunu işleten ve yaptırımları arttıran çoğunlukla Avrupa Birliği gibi batı ülkeleri oluyor. Türkiye dahil, doğudaki pek çok ülke için ekonomik ve sosyal şartlar her zaman, her şeyden önce geliyor. Bu ülkelerde insan ve diğer canlıların hayatı batıdaki ülkelere kıyasla daha mı az önemli? Bunun nedenleri sosyal, kültürel ve tarihi olarak açıklanabilir belki, ancak kabul edilebilir mi?
    Türkiye’de politikacılar ve hükümetlerin genel yaklaşımına göre, doğal araziler = boş alanlardır, ekonomik olarak ‘gelişmek’ ve ‘değerlendirmek’ amacıyla kullanılmalıdır. Ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlenen politikacılar, maalesef doğal kaynaklarımızı yönetemiyor. Bu nedenle, Mili Park, Tabiatı Koruma Alanı ya da Tabiat Parkı gibi en ciddi resmi koruma statülerine sahip doğal alanlar bile tam olarak korunamıyor. Doğal Sit Alanı ya da Arkeolojik Sit Alanı gibi nispeten daha az güçlü koruma statülerine sahip alanlar ise adeta yok sayılıyor. Ne ulusal çevre koruma yasaları, ne uluslar arası sözleşmeler ciddiye alınıyor, uygulanıyor. Sonuç olarak, Türkiye’de Avrupa’dan çok daha zengin olan doğal kaynaklarımız kısa vadeli ekonomik ve sosyal çıkarlara feda ediliyor, büyük bir hızla kirleniyor ve tüketiliyor.

    İstanbul Boğazına 3. köprü konusunda mevcut hükümetin ısrarı da böyle bir yaklaşımın sonucu. İstanbul’da yeni bir köprü ile çözülemeyecek çok büyük bir trafik sorunu olduğunu herkes biliyor. Bu konuda yıllardır bilim adamları, uzmanlar ve sivil toplum kuruluşları tartışıyor ve çeşitli alternatif planlarla trafik sorununa entegre çözümler öneriyorlar. Bu çözüm önerileri arasında ise yeni bir köprüden hiç söz edilmiyor. Ancak hükümet yetkilileri özellikle son yıllarda 3.köprüden sık, sık söz ediyor ve kamuoyunda oluşan tepkilere karşı da sessiz kalmayı tercih ediyor. Onlardan beklendiği gibi, 3. köprü konusunda uzlaşmacı davranmıyor, yapılan itirazları ve bilimsel verileri/raporları dikkate almıyor ve ortak bir çözüm üretmeye yanaşmıyor.
    Boğaziçi’ne inşa edilen önceki iki köprüden sonra boğazın her iki yakasındaki doğal alanların ne kadar zarar gördüğü ve betonlaştığı biliniyor. Her yıl yüz binlerce kişinin göç etmesiyle, plansız yapılaşmanın ve şehrin orantısız büyümesinin bedelini doğrudan İstanbul’un doğal alanları ve dolaylı olarak şehirde yaşayanlar ödüyor. Yapılan araştırmalar, son 30-40 yılda mera alanlarının %90, fundalık alanların %85 ve kıyı kumullarının %80 oranında yok olduğunu gösteriyor (İstanbul her dem yeşil!, Doğal Hayatı Koruma Derneği, 2000).

    Türkiye’de ve özellikle İstanbul’da 3.köprü dayatmasına benzer - bilimsel bir ön araştırma yapılmadan – yalnızca ekonomik amaçlarla gerçekleşen çok sayıda dev yatırım örneği bulunuyor. Bunlardan yakın zamandaki çarpıcı bir örnek, İstanbul’da Ömerli Havzasına inşa edilen Formula 1 (F1) tesisleridir. 2000’li yılların başlarında, Formula 1 tesislerinin İstanbul’un yalnızca en önemli su kaynağı değil, aynı zamanda Önemli Bitki Alanlarından*1 biri olan Ömerli Havzasına yapılacağı duyuldu. Bu duyum üzerine, bilim adamları, uzmanlar ve sivil toplum kuruluşları bilimsel verilere, ulusal ve uluslar arası çevre koruma kanunlara dayanan gerekçelerle bu kararın yanlış olduğunu anlatmaya çalıştı. Mektuplar, dilekçeler, raporlar ve benzeri bilimsel yayınlarla yetkililere ulaşmaya çabaladı. Hükümet yetkililerinden uzun bir süre, bu kararın arkasında olduklarından başka, hiçbir açıklama gelmedi: gösterilen bunca tepkiye rağmen, görüş alışverişi veya alternatif yer arayışı konusunda hiçbir uzlaşmaya gidilmedi. Sonunda 2003 Eylül’de Başbakan Recep Tayip Erdoğan Ömerli Havzası fundalıklarının kalbine F1 tesislerinin temelini attı. Böylece F1 tesislerinin bulunduğu bölgenin yapılaşmasının da temelini atmış oldu. F1 tesisleri 2005 Ağustos’ta yine Başbakan tarafından resmen açıldı ve ondan yalnızca 3-4 yıl sonra tesislerin ekonomik açıdan büyük bir hata olduğu anlaşıldı (Büyük Türk aptallıkları: Formula 1 Münir, M., Milliyet, 2008). Peki F1’in İstanbul’un en önemli su toplama havzasının fundalıklarını yok etmesinin çevresel değeri hesaplandı mı? Bu hatadan kaynaklanan tahribatın bedelini kimler, nasıl ödedi? Bu örnekten devam ederek, 3.köprü inşaatı ile İstanbul’un kuzeyindeki yeşil alanların zarar görmeyeceği, çevre ve bağlantı yollarıyla bölgenin daha fazla yapılaşmaya açılmayacağının kim garantisini veriyor?
    Şehirlerin en büyük tehlikelerinden biri olarak gösterilen iklim değişikliği ile savaşmanın en iyi yolu biyolojik çeşitliliği ve doğal alanları korumaktır. Bu nedenle, daha fazla taşıt trafiği, enerji tüketimi, hava kirliliği ve gürültü demek olan 3. köprüye karşı, İstanbul’un kuzeyinde kalan son yeşil alanlar,
    i) doğal bitki örtüsü ile toprağın erozyonunun önlenmesidir,
    ii) su kaynaklarının korunması ve doğal su döngüsünün düzenlenmesidir,
    iii) atmosfere karışan ve sera gazı etkisi yaratan zehirli gazların emilmesi/ azalması,
    iv) tozun ve gürültünün azalmasıdır,
    v) betonlaşmadan ötürü giderek daha fazla ısınan şehrin serinleme noktalarıdır.

    İstanbul’da yaklaşık 2500 doğal bitkinin yetiştiği ve bunlardan yaklaşık 40 tanesinin endemik (yalnızca buraya özgü) olduğu biliniyor. İstanbul’da 7 Önemli Bitki Alanı (ÖBA)*1 belirlenmiştir, bunlardan biri 3.köprü yapımı planlanan Boğaziçi’nin kuzey bölümüdür (ÖBA No. 9). Çoğunlukla bozulmadan kalmış bu bölüm küresel ve Avrupa ölçeğinde önemli orman, maki, fundalık, kayalık, kumul alan ve sulak alan habitat çeşitliliği içeriyor. Bu habitatlar ülke çapında nadir yaklaşık 40 doğal bitkiye ev sahipliği yapıyor: bunlardan beş tanesi uluslar arası Bern Sözleşmesi*2 kapsamında Türkiye’nin korumakla yükümlü olduğu bitkilerden. Ayrıca Boğaziçi ve çevresi, Boğaziçi Kanunu (1993), Doğal Sit Alanı (1995), Tabiatı Koruma Alanı (1987) ve Yaban Hayatı Koruma Alanı gibi resmi koruma statüleri ile koruma altında bulunuyor.
    İstanbul’un kuzeyine yapılacak 3. köprü yalnızca hükümeti, İstanbul’luları değil aynı zamanda Boğaziçi’nden geçen göçmen kuşları da ilgilendiriyor. Boğaziçi, başta yırtıcı kuşlar ve leylekler olmak üzere, göçmen kuşlar için Avrupa’nın en önemli kuş göç yollarından biri, Önemli Kuş Alanı (ÖKA)*3. İstanbul’un kuzeyinde son kalan ormanlar göçmen kuşların konaklaması açısından büyük önem taşıyor. Göçmen kuşlar, özellikle son yıllarda, Boğaziçi’ni geçmeden önce, gece konaklamak için göç yolundan daha da uzaklaşmak zorunda kalıyor. Geniş çayırlık ve fundalık gibi açık alanların yapılaşması özellikle leylekleri, ormanlık alanların azalması yırtıcı kuşları etkiliyor. Bu kuş türleri Avrupa Birliği Kuş ve Habitat Direktifi ve diğer uluslar arası/ulusal doğa koruma sözleşme ve yönetmelikler kapsamında koruma altında bulunuyor.
    Yapılan araştırmalar, bir kişinin oksijen ihtiyacının ancak yaklaşık 40 m2‘lik yeşil alan tarafından karşılanabileceğini ortaya koymuş. Bu durumda, kaba bir hesapla, yaklaşık 15 milyon insanın yaşadığı İstanbul’da temiz hava sirkülasyonu için yaklaşık 600 milyon m2‘lik (600 km2) yeşil alana ihtiyaç var. Başka bir değişle, 5.700 km2‘lik İstanbul’un en az %10’nun koruma altına alınması gerekiyor Bunu öngöremeyen merkezi ve yerel politikacılara, İstanbul’da yaşayanların hatırlatması gerekiyor.
    Biz hükümet ve yerel yöneticilerden, İstanbul’un doğal ve kültürel mirasını gerçekten takdir etmelerini; biyolojik çeşitliliğini koruma garantisini ve çok az miktardaki korunmuş alan sayısını arttırmalarını bekliyoruz. 2011 yılbaşında ve gelecek yıllarda çocuklara verebileceğimiz en güzel hediyelerden biri, doğal zenginliklerimiz ve doğadaki etkinlikler. Çünkü ne kadar beton ya da çelik binaların arkasına saklanarak doğadan uzaklaşsak da, doğal alanlarımızı ne kadar hızlı bir şekilde tüketerek doğaya hükmettiğimizi zannetsek de ve yalnızca insan hatalarından kaynaklanan çevre felaketleriyle şok geçirsek de, yeryüzünde yaşamaya devam edebilmemiz için doğaya ve doğal alanlara bağımlı olduğumuzu unutmamalıyız.
    ------------------------------------------------
    Önemli Bitki Alanı (ÖBA)*1: Nadir ve endemik (dünyanın başka hiçbir yerinde doğal olarak yetişmeyen) bitki türlerinin zengin topluluklarını ve habitatlarını içeren doğa koruma açısından öncelikli alan. (Daha fazla bilgi için Türkiye’nin 122 Önemli Bitki Alanı Özhatay, N.; Byfield, A.; Atay, S., WWF Türkiye, 2005)
    Bern Sözleşmesi *2: Türkiye Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Türlerini Koruma Sözleşmesi’ne 1984 yılında taraf olarak bu sözleşmenin eklerinde bulunan bitki ve hayvan türlerinin doğal yaşam alanlarıyla birlikte korumayı taahhüt etmiştir. İstanbul’da
    Önemli Kuş Alanı (ÖKA)*3: Kuş zenginliği ve kuşların korunması açısından öncelikli alan. (Daha fazla bilgi için Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları Yarar, M. ve Magnin, G., Doğal Hayatı Koruma Derneği, 1997).
     
"3. Köprü mü, nefes mi?" konusuna benzer içeriklerimiz
  1. Nükleer Santral ve 3. Köprü ÇED'den muaf

    Dün (14.04.2011) Resmi Gazete’de Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği’ndeki, ÇED muafiyetini kapsayan Geçici 3. Madde’yle ilgili bir değişiklik yayımlandı. Buna göre 3. köprü, Gebze-İzmir otoban yolu, Sinop ve Akkuyu nükleer santraları, Hasankeyf gibi uygulamalara ÇED muafiyeti yeniden getirildi. ÇED Yönetmeliği’nde ‘Kapsam Dışı Projeler’ başlığını taşıyan Geçici 3. Maddesi ile...
  2. 3. köprü, ilısu barajı gibi dev projeleri

    3. köprü, Ilısu Barajı gibi dev projeleri, 'Çevresel Etki Değerlendirme' (ÇED) süreci dışında tutan yönetmelik maddesi Danıştay'da iptal edildi. Ekoloji örgütleri ile bürokrasi arasında yıllardır süren "Çevresel Etki Değerlendirme" (ÇED) muafiyeti mücadelesi, Danıştay 14. Dairesi’nin kararıyla son buldu. Radikal gazetesinden Enis Tayman imzalı habere göre; 14. Daire, ÇED sürecine...
  3. 3. köprü imar plani iptal edildi!

    ÇED Yönetmeliği Geçici 3. Madde kapsamında DPT‘nin (Kalkınma Bakanlığı) yatırım programında yer aldığı belirtilerek 3. Köprü ÇED‘den muaf tutulmuştur. Yönetmeliğin bu maddesi Odamız tarafından dava edilmiş ve tüm ÇED muafiyetlerinin ortadan kaldırılması Danıştay‘ın kararları ile sağlanmıştır. 1 Nisan 2013 de tarafımıza ulaşan kararın hemen ardından, kararın mürekkebi kurumadan 5 Nisan 2013‘de,...