Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

"700 Yılda Ancak Kurtulur" (Türkiye Erozyon ve Çölleşme Tehdidi)

Konu, 'Güncel Haberler' kısmında Can Avşar tarafından paylaşıldı.

  1. Can Avşar

    Can Avşar Genel Yönetici

    Erozyon ve çölleşme tehdidi altındaki toplam 57,6 milyon hektar arazi varlığını kurtarmak için yaklaşık 700 yıla ihtiyaç var.

    Türkiye'de toprakların dörtte üçü şiddetli ve çok şiddetli erozyon tehdidi altında bulunuyor. Kamu kuruluşlarınca yapılan erozyon kontrol ve ağaçlandırma çalışmalarıyla son 50 yılda 4 milyon hektar alan, erozyon ve çölleşmeden kurtarıldı. Ancak bu hızla devam edilirse erozyon ve çölleşme tehdidi altındaki toplam 57,6 milyon hektar arazi varlığını kurtarmak için yaklaşık 700 yıla ihtiyaç var.

    Kamu kuruluşlarınca yapılan erozyon kontrol ve ağaçlandırma çalışmalarıyla son 50 yılda 4 milyon hektar alan erozyon ve çölleşmeden kurtarıldı. Ancak bu hızla devam edilirse erozyon ve çölleşme tehdidi altındaki toplam 57,6 milyon hektar arazi varlığını kurtarmak için yaklaşık 700 yıla ihtiyaç var.

    TEMA Vakfı Genel Müdürü Serdar Sarıgül, toprağın özellikle bitki örtüsünden yoksun arazilerde su ve rüzgarla aşındırılıp taşınması ve belirli yerlerde biriktirilmesi olayının ''toprak erozyonu'' ya da ''toprak aşınımı'' olarak tanımlandığını söyledi.

    Her yıl yaklaşık 743 milyon ton verimli üst toprağın erozyonla aşınarak su ve rüzgar yoluyla denizlere taşındığını vurgulayan Sarıgül, toprak varlığının bilinçsiz ve hoyratça kullanımının bunun başlıca nedeni olduğunu belirtti.

    Türkiye'de özellikle 57,6 milyon hektar alanda erozyonun çok önemli boyutta bir tehlike oluşturduğuna dikkati çeken Sarıgül, bu hassas alanlardaki erozyon kaybının Avrupa kıtasındaki kaybın 9,5, Avustralya'da oluşan kaybın 2,9 ve Kuzey Amerika'da oluşanın 1,6 katı olduğunu kaydetti.

    Serdar Sarıgül, Türkiye'de erozyona uğrayan toprakların yüzde 99'unun su erozyonundan, geriye kalan yüzde 1'inin de rüzgar erozyonundan etkilendiğini kaydetti.
    Toprağın aslında canlı bir varlık olduğunu ve içinde de ayrı bir hayat barındırdığını dile getiren Sarıgül, şöyle konuştu:

    ''Bitki ve ağaçların bağlı bulunduğu en önemli ekosistem, toprak ekosistemidir. Erozyon ise toprağın esas verimli kısmı olan 'üst toprak'larımızı aşındırarak tarım alanlarımızda üretim kapasitesini düşürüyor, meralarımızı çoraklaştırıyor, ekosistemlerin bozulmasına ve çölleşmeye neden oluyor. Ayrıca, yüzey akışıyla taşınan gübre ve pestisitler, akarsuları, gölleri, barajları ve denizleri kirletiyor. Doğal varlıklarımızın bu şiddette tahribata uğramasının sonucu hem ekolojik hem ekonomik hem de toplumsal yıkım oluyor.''
    Devletin, erozyon ve çölleşme tehdidi bilinciyle uzun yıllardır kıt kaynaklarla çalışmalar yürüttüğünü belirten Sarıgül, Konya'nın Karapınar ilçesinde Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve DSİ tarafından rüzgar erozyonuna karşı uygulanan projenin dünyaya örnek olduğunu anlattı.

    Sarıgül, Karapınar'dan dünyaya yapılan ''çölleşme'' çağrısı ve DESIRE Projesi'nin Türkiye'de uygulanan erozyon önleme projelerinin en büyüğü ve en başarılısı olduğunu söyledi.

    DESIRE Projesi'nin devam niteliğinde olan Crop Mal Projesi ile 4 bin 100 kilometrekarelik alanda su, bitki örtüsü ve toprak verilerinin toplandığını belirten Sarıgül, şöyle devam etti:
    ''Tüm bu veriler ışığında alan için ideal arazi kullanım kararları yani arazi kullanım ve yönetim planı oluşturulacak. Bu teknik plan yanında demonstrasyon alanlarındaki iyi tarım uygulamaları ve çiftçi eğitimleriyle alandaki tarımsal üretimin aşağıdan yukarı dönüşümü de projenin önemli bir parçası olarak hayata geçirilecek. Bu projeyle TEMA'nın ülke genelinde yapılması için mücadele ettiği arazi kullanım planlaması için bir model oluşturulmuş olacak.

    Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi hedeflerine ulaşabilmek amacıyla 2008-2018 yılları arasında uygulanmak üzere 10 yıllık bir strateji planı geliştirdi. Ancak sivil toplum kuruluşlarının etkin katılımı olmadan toprağın korunması ve bu sözleşmenin uygulanması mümkün olmayacaktır.''

    Sarıgül, bununla beraber erozyonla mücadele çalışmalarına 1950'li yıllarda başlanılmasına rağmen arzulanan seviyeye bir türlü ulaşılamadığını söyledi.

    Ülke topraklarının dörtte üçünün şiddetli ve çok şiddetli erozyon tehdidi altında bulunduğuna işaret eden Sarıgül, şunları söyledi:

    ''Tarım alanlarımızın yüzde 59'unda, meralarımızın yüzde 64'ünde ve orman varlığımızın yüzde 54'ünde erozyon yaşanıyor. Tüm kamu kuruluşlarınca yapılan erozyon kontrol ve ağaçlandırma çalışmalarıyla son 50 yılda 4 milyon hektar alan erozyon ve çölleşmeden kurtarıldı. Ancak bu hızla devam edilirse, erozyon ve çölleşme tehdidi altındaki toplam 57,6 milyon hektar arazi varlığımızı kurtarmak için yaklaşık 700 yıla ihtiyaç var.''
    Sarıgül, TEMA olarak erozyonla mücadelenin mümkün olduğunu ispat etmek üzere ülke geneline örnek nitelikte toplam 149 kırsal kalkınma, biyolojik çeşitliliği önleme ve ağaçlandırma projesini uyguladıklarını belirtti.

    Ağaçlandırma projeleri kapsamında toprakla buluşturulan yaklaşık 8,5 milyon fidanın, halka ağaç ve orman sevgisi aşılanmasına ciddi katkılar sağladığını dile getiren Sarıgül, bu çalışmaların Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve bu iki bakanlığa bağlı teşkilatlarla birlikte başarılı bir şekilde koordine edildiğini söyledi.
    Sarıgül, vakıf olarak doğa koruma davalarında da önemli başarılar elde ettiklerini ifade ederek, bugüne kadar açılan ve müdahil olunan 73 davayı kazandıklarını bildirdi.
    TEMA olarak erozyon tehdidinin ülke gündemine gelebilmesi amacıyla 19 yıldır her yıl kasım ayı sonunda erozyonla mücadele etkinlikleri düzenlediklerini belirten Sarıgül, bu süreçte ülke genelindeki yaklaşık 430 bin TEMA gönüllüsünün erozyon tehlikesine karşı kamuoyunun dikkatini çekmeye çalıştıklarını ifade etti.

    Sarıgül, bu yıl da erozyonla mücadeleye dikkat çekmek amacıyla ''Meşeler Yuva Arıyor'' temasıyla kasım ve aralık aylarında çeşitli etkinlikler düzenleyeceklerini sözlerine ekledi.

    AA